Efenddiiiim, THE LOVE GURU - 1 postumuzda değindiğimiz "ıssız adam sendromu", "kör olur badem gözlü olur sendromu" ve "bit pazarı sendromu"ndan sonra, yoğun istek üzerine yine sizden seçtiklerimizle devam...
{NE EMMEYE NE GÖMMEYE SENDROMU}
Geçenlerde bir arkadaşım, 6 senelik sevgilisinin "Bundan sonra ne olacak?", "Kafam karışık.", "(Bir süre) Ayrılıp, kendi hayatlarımıza mı biraz baksak?", "Seni seviyorum ama...", "Sıkıldım ama...", "Kafamı toplamaya ihtiyacım var." gibi yandan çarklı beyanlarının üzerine ayrıldı. Derken birkaç hafta öyle böyle geçti, gitti. Tabii benim bu arkadaşım per perişan, sudan çıkmış balık gibi ne yapacağını bilmez hallerdeyken, tam da tek kişilik yaşamına ufak tefek alışma eğilimleri gösterirken; bu-eski-sevgilisi ikide bir aramalara, görüşelim deyip görüşmemelere, konuşalım deyip konuşamalara, çözelim deyip noktasını bir türlü koyamamaya başladı. Tabii arkadaşım allak bullak... Ne kendi hayatını çizebiliyor; ne ilişkilerinde ileriye veya geriye adım atılabiliyor... Arap saçı!
Şimdi efenim teşhis nettir: Bu tipik bir "Ne emmeye ne gömmeye sendromu"dur. Ayrıntıları incelediğimizde bu tümünden bambaşkadır ve nadiren kadın milleti için ama çoğu zaman adam milleti için; ilişkinin farklı aşamalarında, farklı şekillerde görülebilir. Birinci versiyonumuz: Kadının nazda, erkeğin niyazda olduğu ilişkinin ilk fazında çok ender de olsa görülebilir: Bu sendroma yanlışlıkla giren bazı kadıncağızlar "Bik bik bik... Onu da istemem... Ama bunu da belki yaparım... Ay dur şunu da hiç istemem... Cik cik cik..." hallerine giriverirler. Ama unutulmamalıdır ki bu sendrom ne olursa olsun bu tipler için bile çok çok kısa sürelidir; adam milletinin çeşitli hal ve tavırlarıyla doğrudan al aşağı olurlar, ne olduğunu anlamadan dünyaları şaşıverir, haaa...
Lakin, bu sendrom çoğu zaman bencil adam milletinin genelinde, özellikle ilişkinin artık son fazında, gereğinden uzun süreli gözlemlenir. Arzuya göre "Ne yardan, ne serden sendromu" veyahut "İstemem; yan cebime koy sendromu" olarak da adlandırılabilir. Bu adam milleti bu sendromdayken kadıncağızları çeşitli, dolaylı ve yoruma açık söz ve eylemlerle oyalamaya, akıl karıştırmaya; diğer yandan mütemadiyen kalp kırmaya devam ederler. Aynı anda gelişen bu hal ve tavırlar ile olay tamamen tanımlanamaz, adlandırılamaz, anlaşılamaz ve işin içinden çıkılamaz bir durum alır. Misal veriyorum: Adam bir gelir, gözünüzün içine bakar; siz mal mal zannedersiniz ki eski günler geldi, daha da güzelleri sizi bekler... Oysa sabaha bile kalmadan gözünüzü bir açarsınız adam gider. Adam bir gelir, ama böyle janjanlı manjanlı, davullu zurnalı ve sizi uçurur; siz alık alık havalarda bulut misali gezerken o kenardan kenardan gider. Sonra hasbel kader yürekliyseniz ve "hop noluyor?" tepkisini verebilirseniz - ki pek nadir olur bu - adam eeeeen baştaki teraneye geri döner... Bu sendromun sonucu ulaşılabilecek en yüksek mertebe de bir kadının "İsim koymaya ne gerek var... Önemli olan sevmek, sevilmek, paylaşmak." yalanını yuttuğu andır.
Velhasıl bu sendrom da kadıncağız akıllanıncaya kadar ya da her iki taraftan biri başka bir partner buluncaya kadar sonsuza giden bir kısır döngü halinde devam edebilir; çünkü kimsenin kafasına durduk yerde, akıl ve fikir niyetine taş düşmemektedir. Yine de Allah büyüktür, umut kesilmemelidir... Ancaaaaak tren rayından bir kere çıktı mı geriye dönüş artık pek bir zordur, derim ben.
Showing posts with label Emilianna Torrini - White Rabbit. Show all posts
Showing posts with label Emilianna Torrini - White Rabbit. Show all posts
Thursday, September 17, 2009
THE LOVE GURU - 2
Tuesday, September 8, 2009
THE LOVE GURU - 1

Blog okumaya, okunmaya, yazdıklarıma yorum almaya bayılıyorum... Gerçek hayatta da yakınımdakilerin hikayelerini dinlemeye... Çünkü her seferinde yalnız olmadığımı görüyorum; hatta aksine herkesin aynı senaryoların kendine uyarlanmış hallerini yaşadığını görünce aynı çizgilerde, hep beraber, kalabalık olduğumuzu anlıyorum.
Onun da sevgilisi terk etmiş, o da işinden memnun değil, o da arkadaşından kazık yemiş, o da kenara üç kuruş koyup bir sonraki tatilini bilmem nerede geçirmek istiyor, o da haberleri seyrediyor ve her seferinde midesi bulanıyor, o da ortak okumuş olduğumuz kitaptan fazlasıyla etkilenmiş, zava zingonun konserine gitme programı yapıyor, o da trafikte bunalıyor, onun da yapılması gerekenler listesi şiştikçe şişerken burada benim gibi postunu yazıyor, o da annesini özlüyor, o da en az bir defa aşık olmuş, o da hafta sonlarını iple çekiyor... Şahane! Özetle babalar, hepimiz aynı moku yiyoruz... Çok affedersiniz, üzerine alınmayanları tenzih ediyorum...
Sonuçta ben de bu aralar kendi derdimin dermanını, başka dertleri dinleyerek ve okuyarak bulmaya çalışıyorum... Bir müddet sonra göğe yükselip, Nirvana'ya ulaşacağım; hissedebiliyorum. Hohoyt!
Sırada sizden seçtiklerimiz, bizden bildiklerimiz...
{ISSIZ ADAM SENDROMU}
Bir arkadaşım bin bir senelik uzatmalı sevgilisiyle "ara vermek" olarak isimlendirdiği bir ayrılık yaşıyor. Ayrılık çanları da "evlenme-me-k" teması üzerine doğuyor... Bu arada çocuk da gitli gelli: Yani böyle kayboluyor, sonra arada çıkıyor "seviyorum ulen" edebiyatı yapıyor, sonra dönüyor "ama bak seneler seneler oldu, bu noktadan sonra sorumluluk almak ve ciddileşmek gerek" tantanasını satıyor. Sonra da arkadaşım allak bullak kafasıyla bana bunları anlatıyor...
Ben de ona "Bak canım bunun adı 'Issız Adam' sendromu, o - kendisi de muhtemelen bilmemekle birlikte - ne istiyorsa istiyor; asıl sen ne istiyorsun. Şapkanı koy önüne, tart, biç, ölç, bul; sonra çık karşısına konuş. Gelirse gelir, gidiyorsa da efendi gibi gitsin arkadaşım. Hırpalama böyle kendini yavrucum. Bak birisi akşam 'canım' dedi, sabahında 'değil uzun vadede; orta vadede bile huzurlu bir ilişki sürdürebileceğimize inanmıyorum' temalı maili ile miktirip gitti. Sonraki hıyarto 'Her şey çok iyi gidiyor o yüzden bu noktadan sonra ciddileşmek lazım, yoksa allah muhafaza ilişki durağanlaşır. Ama ben durağanlaşmasını da ciddileşmesini de istemiyorum, o yüzden seni istemiyorum.' dedi. Dolayısıyla bu GenX ve GenY kuşağı erkeklerinin klişesi a be kızım. Film yapıyor adamlar bunun üzerine, film!" diyorum.
Bir arkadaşım bin bir senelik uzatmalı sevgilisiyle "ara vermek" olarak isimlendirdiği bir ayrılık yaşıyor. Ayrılık çanları da "evlenme-me-k" teması üzerine doğuyor... Bu arada çocuk da gitli gelli: Yani böyle kayboluyor, sonra arada çıkıyor "seviyorum ulen" edebiyatı yapıyor, sonra dönüyor "ama bak seneler seneler oldu, bu noktadan sonra sorumluluk almak ve ciddileşmek gerek" tantanasını satıyor. Sonra da arkadaşım allak bullak kafasıyla bana bunları anlatıyor...
Ben de ona "Bak canım bunun adı 'Issız Adam' sendromu, o - kendisi de muhtemelen bilmemekle birlikte - ne istiyorsa istiyor; asıl sen ne istiyorsun. Şapkanı koy önüne, tart, biç, ölç, bul; sonra çık karşısına konuş. Gelirse gelir, gidiyorsa da efendi gibi gitsin arkadaşım. Hırpalama böyle kendini yavrucum. Bak birisi akşam 'canım' dedi, sabahında 'değil uzun vadede; orta vadede bile huzurlu bir ilişki sürdürebileceğimize inanmıyorum' temalı maili ile miktirip gitti. Sonraki hıyarto 'Her şey çok iyi gidiyor o yüzden bu noktadan sonra ciddileşmek lazım, yoksa allah muhafaza ilişki durağanlaşır. Ama ben durağanlaşmasını da ciddileşmesini de istemiyorum, o yüzden seni istemiyorum.' dedi. Dolayısıyla bu GenX ve GenY kuşağı erkeklerinin klişesi a be kızım. Film yapıyor adamlar bunun üzerine, film!" diyorum.
{KÖR ÖLÜR BADEM GÖZLÜ OLUR SENDROMU}
Bir başka arkadaşım kendine göre rasyonel birtakım sebepler ışığında bir sevgilisini terk etmiş ve o sevgili de bu aralar ayrılık sarhoşluğu dahilinde bağda bayırda Heidi gibi geziyormuş. Benim arkadaşım da bu çocuğu sallamadığı için bırakmışken, bu çocuğun süper pozitif moodu arkadaşımın mütemadiyen çocuğu düşünmesine sebep olmuş ve "aayyy acaba ben hata mı yaptım bunu bırakmakla hmm Mademoiselle Coco, ne dersin. Arayım mı? Hmm? Arayım mı? Mesaj mı atayım? Ne yapayım?" dedi.
Ben de "Bak canım, bunun adı 'Kör ölür, badem gözlü olur' sendromu çok istersen durum vaziyete göre 'Kel ölür, sırma saçlı olur' sendromu da diyebiliriz; keza benim versiyonlarıma kellisi daha çok gidiyor... Yani sen herifi istemediğin için bırakmışsın zaten bu eski haber, onu geç. E ama o herif şimdi bir şekilde aslından daha fazla değerliymiş gibi gözüküyor gözüne; sen gaza gelme yavrucum. Bunlar hep boşluktan, boşluktaaaan.. Koy dötüne, salla..." diyorum.
Bir başka arkadaşım kendine göre rasyonel birtakım sebepler ışığında bir sevgilisini terk etmiş ve o sevgili de bu aralar ayrılık sarhoşluğu dahilinde bağda bayırda Heidi gibi geziyormuş. Benim arkadaşım da bu çocuğu sallamadığı için bırakmışken, bu çocuğun süper pozitif moodu arkadaşımın mütemadiyen çocuğu düşünmesine sebep olmuş ve "aayyy acaba ben hata mı yaptım bunu bırakmakla hmm Mademoiselle Coco, ne dersin. Arayım mı? Hmm? Arayım mı? Mesaj mı atayım? Ne yapayım?" dedi.
Ben de "Bak canım, bunun adı 'Kör ölür, badem gözlü olur' sendromu çok istersen durum vaziyete göre 'Kel ölür, sırma saçlı olur' sendromu da diyebiliriz; keza benim versiyonlarıma kellisi daha çok gidiyor... Yani sen herifi istemediğin için bırakmışsın zaten bu eski haber, onu geç. E ama o herif şimdi bir şekilde aslından daha fazla değerliymiş gibi gözüküyor gözüne; sen gaza gelme yavrucum. Bunlar hep boşluktan, boşluktaaaan.. Koy dötüne, salla..." diyorum.
{BİT PAZARI SENDROMU}
Bir başkası da bilmem kaç zaman önce ayrıldığı sevgilisiyle yine yeni yeni iletişim halinde, çocuk da geri mi ne dönmek istiyormuş, bir şey... "Ay Mademoiselle Coco, böyle böyle dedi... Belki de kader böyle bir şey işte... Ama bilemiyorum ki." diyor göz bebekleri kalp şeklinde.
Ben de "Yavru kuzu, sana söyleyebileceğim şey 'Eskiye rağbet olsa, bir pazarına nur yağardı.' Şunu bilesin ki eski sevgilerimin 3'te 2'sine, çoğu zaman birden fazla dönme mokunu yemişimdir; ama eskisine dönen garanti belli bir müddet sonra yeniden ayrılııııır. Sen önüne bak, önüne bak... Miktiret bu herifi de. Ex değil Next, next! Hadi canım..." diyorum.
Bir başkası da bilmem kaç zaman önce ayrıldığı sevgilisiyle yine yeni yeni iletişim halinde, çocuk da geri mi ne dönmek istiyormuş, bir şey... "Ay Mademoiselle Coco, böyle böyle dedi... Belki de kader böyle bir şey işte... Ama bilemiyorum ki." diyor göz bebekleri kalp şeklinde.
Ben de "Yavru kuzu, sana söyleyebileceğim şey 'Eskiye rağbet olsa, bir pazarına nur yağardı.' Şunu bilesin ki eski sevgilerimin 3'te 2'sine, çoğu zaman birden fazla dönme mokunu yemişimdir; ama eskisine dönen garanti belli bir müddet sonra yeniden ayrılııııır. Sen önüne bak, önüne bak... Miktiret bu herifi de. Ex değil Next, next! Hadi canım..." diyorum.
Ve türlü türlüsü ben de mevcut....
Beklerim!
Günün sonunda, ne yazık ki dönüp dolaşıp benim için de 'Kelin macunu olsa..."ya geri dönüyoruz.
Devamı: The Love Guru - 2
Subscribe to:
Posts (Atom)
