Showing posts with label Massive Attack - Angel. Show all posts
Showing posts with label Massive Attack - Angel. Show all posts

Wednesday, March 4, 2009

64. SEVİNÇLİ BİR TELAŞ İÇİNDE





:: mutlu son ::

... mu acaba?!
Belki de sadece mutluluk var... ya da sonu mu geldi?? Hay Allah...
Göreceğiz...

Hem "mutlu son" olur mu hiç yahu, ne saçma! "Mutlu" olsa "son" olmaz bence; olmamalı...

Ama doğru ya 1990'larda Hollywood öğretti hepimize en bilindik romantik komedilerde; var var, doğru! "Pretty Woman"da yakışıklı, çekici, kültürlü, zengin, asilzadeoğlu, "Prince Charming" Richard amca, bir sokak fahişesine "her şey"e rağmen deli divane aşık olabilir; ya da "Two Weeks Notice"de Sandra Bullock yakışıklı, başarılı ve zengin ama çapkın bir avukat olan Hugh Grant'ı bile dize getirip, peşinden koşturup filmin sonunu mutlu mesut bağlayabilir. Aaa tabii bir de Meg Ryan var: yeri geldiğinde bir meleği insan olmaya can attıracak ya da başka bir yeri geldiğinde de 100 yıl öncesinde yaşayan bir aristokratı kendisinin huysuz, hırçın, dağınık hallerine bile aşık edebilecek mutlu rollerin en bilindik yüzü, "Sleepless in Seattle"'da Tom Hanks ile bir gökdelenin tepesinde, sonu gelmeyen tesadüfler zinciri vesilesiyle mutluluk içinde buluşabilir... Canım!

Benim için en etkileyici örnek, Afife Jale ile Selahattin Pınar “gerçeği”dir. Bir yanda ilk Türk ve Müslüman kadın oyuncu değerli Afife Jale, yasaklar ve baskılar sonucu sahnelerden koparak basit baş ağrısı şikayetlerinin yanlış tedavi girişimleri sonucunda morfin bağımlısı olur. Diğer yanda da ünlü Klasik Türk Müziği bestecisi Selahattin Pınar, onu bu mutsuzluk dolu bataklığından çıkarmaya çalışır; yapamaz. Bağımlılığından ötürü kendisine ilacı satması için Suriye'li eczacıyla bile yatan Afife Jale’yi, her şeye rağmen büyük bir aşk ve merhametle sevmeye devam eder ve en sonunda artık morfini kendisi şırınga etmeye başlar. Bu insan gibi insan, Afife Jale’nin “Terk et beni” yakarışlarını sonucunda bağrına taş basmış ve tekrar evlenmiş ancak yeni eşiyle bile Afife'yi asla unutmamış ve aldatmamıştır. Üç günlük mutlu günleri, altı senelik çileli evlilikleri ve ömürlük aşkları içinde tüm gerçekliklerini, acılarını, sevinçlerini, zaaflarını, hatalarını büyük bir aşk ile gerçekten yaşamışlar. “Bir Bahar Akşamı Rastladım Size”yle başlamış, “Huysuz ve Tatlı Kadın” la devam etmiş; en sonunda da “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” ile mutsuz evlilikleri mecburen bitmiştir… Dedim ya mutlu olsalar, biter mi hiç; bitmez!

Gel gelelim Hollywood bile zorlanıyor bugün; 2000'li yılların filmlerinin mutlu sonlarında fonda kendini tekrarlayan, yüksek gerilimli, bol eklektrikli, ritimli bir müzik, birkaç dil ve küçücük, “tek kişilik” evlerin 1.60 x 2.00 metre ölçülerindeki “çift kişilik” yataklarında bir çeşit alış ve verişe bin bir trajedi sonrasında ulaşabilmek olarak rastlıyoruz. Eskiden bu alışverişe sanırım pornografi derdik, şimdilerde adı “aşk” oldu. Biz artık Julia Roberts ile Richard Gere’in, Sandra Bullock ile Hugh Grant’in ya da Meg Ryan ile Tom Hanks'in, o son buluşmadan sonra eve gidip mercimeği fırına verdiğini öncesinden adımız kadar iyi bilecek kadar gerçekçiyiz. Gerçekçiliğimizin içine eskilerden öğrendiğimiz aşkı yedirmeye çalışıp, eğreti kalmasıyla da mutsuz ve doyumsuz oluyoruz. Herkesin dilinde bir “aşk”; gerçekçiliğinde sevgilinin kusurlu burnu, sırtındaki çiller, sarkmış göbeği ya da işten gelinmiş yorgun akşamında gözünün içine bakamayacak kadar argın olması var. Ama yine de ve her şeye rağmen aşk var. Belki de aşk artık daha gerçek ve kıpkırmızı yani daha mutlu oldu, kim bilir!

Göreceğiz… :)