Kafam stressten hafif sağa eğilmiş, on parmağımın sekizi alıp başını gitmiş ortalamada dakikada 78 kere klavyeye basarken gözüm saate kayıyor: 16.32... İstemsizce sigara paketine uzanıyorum... Bugün kaçıncısını içiyordum acaba, altı, yok yedi... Yoruldum. Yorgunum... Enerjimi sekiz altı arasına sıkıştırmaya, bir kısmını altıdan sonrasına da bırakmaya ve tabakta kırıntıdan daha da fakir kalanını hafta sonuna saklamaya çalışmaktan yorgunum.
Montumu alıp, çıkıyorum. Caddeye çıkar çıkmaz bir kalabalık suratımı, saçımı yalayıp her yeri kaplıyor...
Biraz yürüdükten sonra gözüme ilk kestirdiğim yere giriyorum. "Bir filtre kahve... Yok yok ya da vazgeçtim, bir tek Tekirdağ lütfen. Evet.."
Bir tane daha..
Bir tane daha..
...
Şöyle bir alıp başımı gitsem... Garsonla göz göze geliyoruz, saniyenin onda biri kadar süren bir an için yeryüzündeki herkesten daha iyi anlıyor beni ve beşinciyi dolduruyor, bol buzlu...Şöyle bir alıp başımı gitsem... Her cuma biraz daha gitmek istiyorum. Hep aynı... Hani Can Yücel bir şiirinde de diyor ya "Hiç gittiğim olmadı ama istemek de güzel.." Ben de istiyorum işte. Bir gün gideceğim. Şimdilik sağ kanat da boş, beklerim.
Masada kahkahalar çınlıyor, renkler akşamüstü turuncusu parlaklığında canlanıyor; tenler, gözler, yüzler aydınlanıyor... Her yudumda daha da güzelleşiliyor. Iyi her hafta cuma oluyor da kalkıp gidebilmişiz kadar mutlu ediyor...
İyi cumalar.
