Showing posts with label Maceo and The Macks - Cross The Tracks. Show all posts
Showing posts with label Maceo and The Macks - Cross The Tracks. Show all posts

Saturday, September 5, 2009

HARİKALAR KUMPANYASI


Guten Tag!

(huhhu... Ich kann spreche Deutsch :))
Bu hafta epey bir yoğun geçti... Tabii Murphy sağ olsun, tatil sonrası durumu için gayet rasyonel, klişe bir açıklaması var...

Bugünlerde ve hatta şimdi Maceo and the Macks'ten bunu dinliyorum...




Perşembe ayrı, dün gece ayrı birkaç lise arkadaşımla buluştum. "Lise arkadaşı" tuhaf... Aradan yıllar geçiyor, siz o yıllara yüz yıllar sığdırıp başkalaşmadan, gelişiyorsunuz ve olgunlaşıyorsunuz; ama bir noktada bir araya geldiğinizde sanki dün gece "yarın ne giyiyorsun" muhabbeti yapmışçasına aynı yerden devam ediyorsunuz. Hatta işin en naif yanı belki aynı insanlarla şimdi tanışsanız birbirinizi sevmeme ihtimaliniz oldukça yüksekken, birbirinizi en saf halinizle tanımış olmanın ve binlerce paylaşmışlığınızın da cepte olmasının etkisiyle yargılamadan, yadırgamadan, içtenlikle kabul edip, seviyorsunuz... Bir anlamda organik tarım gibi diyebiliriz sanırım: "organik ilişki". Çünkü belli bir yaştan sonra, şimdi tanıştığınız insanlarla bu kadar naif, bu kadar katıksız bir ilişki kurma ve en çok da geliştirme şansınız pek yok. Yani kişilerden kaynaklanmasa bile günlük hayatımızın temposu, koşturma, stress, kaygılarımız, ön yargılarımız, önceliklerimiz herhangi bir ilişkiye hak ettiği ölçüde emek vermememize neden oluyor. Kısa özgeçmiş değerlendirmesi, denk kimlik ve tarz doğrulaması, birkaç arkadaş referansı da varsa yakınlaşma şansı doğuyor. Sonunda kazanılmamış; gümüş tepsi içinde sunulmuş bir sürü hormonlu, şişirilmiş ilişkiler yumağının içinde o çoğunlukla ilk lokmada kendini belli eden kazık tadı... Ama organikliğin tadı, harika!

Keyifliydi. Herkes olduğu gibi olabilmenin rahatlığındaydı.

Dün gece Finn ve Mavi ile Asmalı'da, Babylon'un sokağında erken bir rakı, birkaç küçük meze ile bir saniye susmadan nostaljik ve son gelişmeler muhabbeti. Ardından evde duraklama ve sonrasında harika, "gizli bahçe" tadında bir Jazz club olan Nardis. Galata'dan aşağıya yuvarlanıp, kendimizi Alice gibi bambaşka bir diyarda bulduk...

Aynı gün öğlen Time Out'ta okuyup, merak etmiştim... Nardis, ne zamandan beri var, nereden çıktı bilemem ama Jazz club tamlaması beni kalbimin orta yerinden anında vurdu. Galata'ya iniyorsunuz ve kulenin yanından geçerek devam ettiğinizde sağ kanatta Nardis'i görüyorsunuz. İçerisi tıklım tıklımdı ve zar zor kendimize bir yer ayarladıktan sonra şahane bir müzik ziyafeti... Aslında programda dün gece Sibel Köse & Önder Focan & Erdal Akyol Trio vardı; ama sezon açılış gecesi olması sebebiyle piyanoda Kürşad Deniz'i, Melis Sökmen'i, gitarda Cem Tuncer'i de dinleme şansımız oldu. Harikaydı. Galata'dan ıssız, sessiz, çarpık çurpuk yürüyüp kendimizi bambaşa bir yerde bulduk, müzikle beslendik. Web sitesine de girdiğinizde hemen hemen her gün ayrı bir program var. Şiddetle tavsiye ediyorum, tabii Jazz seviyorsanız... Harika!

Buyrun, bu da müesseseden... Nardis'te Sibel Köse

Veeee listemizde hızlı bir çıkış yakalayan son harikamız: Dün gece Eddy'le cici cici mesajlaştık... Harika :)

Bugün çoook yapılacak şey var, çok. Fırlamam gerek. Ama anlatacak daha çok şey var,


Yarın görüşürüz.