Showing posts with label Peter Bjorn And John - Young Folks. Show all posts
Showing posts with label Peter Bjorn And John - Young Folks. Show all posts

Wednesday, December 23, 2009

MEDENİYET





"Senin sorunun ne biliyor musun? Fazla etiksin." deyince Thor, cevap veremeyecek kadar salağa dönüyorum. Fazla etik olmak ne demek olabilir ki diye düşünürken Thor fırsat bırakmadan açıklıyor: "Yani fazla doğru düzgünsün. Etiksin yahu işte, anla. Yanlışın yok, yamuğun yok, kontrollüsün, fazla rasyonelsin, açığın yok... Mesela içki içiyoruz ve senin bir galon tüketimin bizim bir litremize eşit; hepimiz dağılıyoruz ve sen sarhoş bile olmuyorsun. Ya da haftalardır beğendiğin bir herifle tanıştırıyorum seni; eski kız arkadaşını hasbelkader tanıyor çıkıyorsun ve anında vazgeçtiğin gibi herifi kovalamaktan beter ediyorsun. Veya... Neyse neyse, uzatmayacağım çünkü başka türlü tarif edemem: Etiksin diyebiliyorum. O yüzden boşver ideayı, nasılsa kaybedeceksin.”

İşte her şey böyle başlıyor… Thor, benim iyi ve eski bir arkadaşım. Eskiliyle mütevellit son zamanlarda her ne kadar daha az görüşebiliyor olsak da birkaç sene önce Pekmez’le yolları ayırdıktan sonra başlayan karın içeri, göğüs dışarı, hadi gülüm yandan yandan zamanlarımda tanışıp, sıkı fıkı olmuştuk. Daha önce de bahsettiğimi hatırlıyorum: Thor’un o zamanlar beğeni skalası platin ile küllü sarı kadar darken, bu son bir senedir son derece koyu kumral, özkütlesi eski benzeri örneklerine kıyasla hiç de dar olmayan; ama zehir gibi akıllı ve adam gibi iki kelam edebildiğimiz, cici bir kızla beraber ve geçen aylarda da evlenme teklifi etti, Nisan ayında da baş göz ediyoruz. Thor, aslında türünün tam tipik örneklerinden: Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını ders kitapları arasında, masa lambaları altında geçirmiş, yalamış yutmuş da sonrasında yurt dışında bilmem nerede hakikatli bir burs da kazanıp Elektrik Elektronik Mühendisliği bölümünü bitirmiş. Tabii ana baba ocağından çıkıp da o yaban ellerde geçirdiği ilk gece sonrası siftah niyetine, tasmasından kurtulmuş cici köpek yavruları gibi deliye dönmüş ve tam bir sosyal böceğe dönüşmüş. Şimdi Thor’a sorun yedi düvel sülalenizi saysın üstüne soyağacınızı göbek adlarıyla çıkarsın, Thor’a danışın herhangi birinin kronolojik çetelesini döksün, Thor’a zorda kalırsanız koşun ikametgahınızı ve mal varlığınızı bile çıkartsın… O derece! Bütün bu hengamesinin ve zekasının dışında da Thor bir erkekten beklenmeyecek performansta duygusal ve duyarlı bir tiptir. Onunla her türlü konuyu cik cik cik kız muhabbeti boyutunda enine ve boyuna konuşabildiğiniz gibi, sarıp sarıp yeniden başlatsanız gıkını çıkartmadan aynı tempoda bayıla bayıla eşlik edebilir.

Çekinmeyin çekinmeyin, tüme varalım; bahsettiğim o dönem de hepimiz için bir hayli renkli, uykusuz geçti de aklımızdan ziyade karaciğerimizi bugünlere kadar neyse ki sağ salim koruyabildik.

İşte bir gece Thor şu anda nerede olduğuna dair en ufak fikrimin olmadığı bir yerde bir parti düzenleyip İstanbul’un yarısına haber ulaştırıyor ve duyan gelmiş formatında bir mahşer kalabalığı içinde Thor kolumdan tutuyor ve kulağıma eğilip “Coco acaba seni yalnız bıraksam mı biraz? Hmmm??!” deyip de ben de anlamaz gözlerle bakınca “Ne bileyim belki birileriyle tanışırsın artık mesela… Çok olmadı mı sence de?” diyor. Ben de “Aman ben ne tanışıcam yahu. Tanışamam kimseyle ben. İstemem, hadi onu geç beceremem” diyorum. Onun üzerine Thor tüm alaycı ifadesiyle “Kibirlidir benim Cocom.” deyip sarılıyor sonra da “Yahu bence kesin birileri seninle tanışmak istiyordur. Yani parmak kaldırın desek çift basamaklı sayılardan rahatlıkla bahsedebiliriz. O yüzden diyorum da hoş sen bu vaziyetteyken biraz zor…” deyince ben hemen lafa atlıyorum “Çok pardon. Ne var vaziyetimde??” diye soruyorum. Thor bu sorumun üzerine “Gel seninle iddiaya girelim… Bu gece kim daha fazla insanla tanışıyor bakalım. Ama her şey kuralına göre. Sen seninle gelip tanışanları sayacaksın; ben gidip bizzat tanıştıklarımı… En son sayacağız. Hadi ödülü de sen koy, nasılsa kaybedeceksin.” Diyor ve arkasından da “etiksin” damgasıyla olayın sağlamasını yapıyor… İşin en kötü yanı Thor beni çok iyi tanıyor; bir tek bakışmamızla küçük tansiyon, büyük tansiyon, nabız, ciğerdeki basınç miktarı ve kan değerlerimi şak diye dökebilecek kadar iyi tanıyor da ben yine de kaybetmeme güdüme avlanıp oltayı bir güzel afiyetle yiyorum.

Hadiiii başlıyoruz…

Açıkçası hayatımda hiç kimseyle gidip tanışma girişimim olmamıştı o güne kadar. İşin en dramatik tarafı birileri de gelsin benimle tanışsın motivasyonum da hiç olmamıştı meğersem… Zaten önceki dört senelik ilişkinin hemen üstüne Pekmez’le geçen yıllardan sonra hele bu nanelerle ilgili hiçbir fikrim yoktu. Romantik komedilerle büyümüş bir kuşak olarak en azından zulada birkaç numaralandırılmış bakış bulabilirdim zorda kalırsam da bir şekilde o gece ben birkaç parende üstü zincirleme ters taklaların ardından amuda kalkmadığım eksik kaldı ve en son benim bilançom sıfıra sıfırken Thor’unkinden bahsetmek bile istemiyorum…

Buradan değerli erkek okuyuculara seslenmek istiyorum. Artık içiniz mi rahatlar yoksa gaza mı gelirsiniz bilemem ama çıkarınıza kullanmanızı öneririm; biz kadınlar “medeniyet”i arıyoruz. Mesela akıl, ruh ve fiziksel sağlığı bir arada pekiyi almış ve “okuduğun kitabı yeni bitirdim ve bayıldım” diyerek yanımıza oturabilen adamları, “Elbisen acayip güzelmiş. Nereden aldın?” diye sorabilen diğer kadınları arıyoruz. Hani tam tabiriyle hadisiz, plansız, yarınsız, rahat rahat, medeni yaklaşabilenleri istiyoruz.

Gel gelelim işler farklı yürüyor iletişimi son derece kapalı ve ritüellerle bezeli memleketimde. Mesela bir kız yanına yaklaşan her adamın içgüdüsel olarak ya sapık ya aşık ya da son çırpınışlarında olan bir zavallı olduğuna inanıyor. Doğal olarak, hele hele üstüne bir de adamı beğenmemişse ya da en basiti doğduğu günden itibaren düzenli olarak ant niyetine öğretilmiş kendini naza çekmek öğretisini uygulamaya karar vermişse vay halimize… Hele erkekler; ki tekrar altını çiziyorum aklı başındası zaten kendine toz konduramayıp yaklaşmadığı gibi çürük elmalardan seç beğen alı ona uzaktan şöyle bir bakan kıza anında şut ve gol “niyetli” damgasını yapıştırıp, ona rahat rahat yaklaşabilmek üzere karanlığın çökmesini, birkaç kadehi mideye indirmeyi bekliyor ama “uçucu” bir ilişkinin bile hak ettiği mantıklı tanışma faslını hemencecik es geçip doğrudan sadede geçmeyi düşünebiliyor…

Genellemelerden hiç hoşlanmıyorum ama büyük resim meydanda. İlla aşk, meşk, flirt, şu, bu gelmesin aklınıza gözünüzü seveyim ama şişik egolarımıza ve kompleksli yaradılışlarımıza söz geçiremezken hormonlar kumandayı ele alınca iletişimi de beceremeyip dağılıyoruz… Ritüellere yenilerini, klişelere her geçen gün alasını eklemeye devam ediyoruz da iki yakamızı düğme koparmadan bir araya getiremiyoruz. Aşna fişna boyutuna yeniden inersek: Can atan tanışmaların hemen üzerine ne olduğunu bile anlamadan şimdiki zaman kipli ilişki istemiyorumlar, barda bayıla bayıla muhabbet ederken hop dur orada bakalım uzun soluklu ilişki çıkmaz buradanlar, illa arkadaşımın arkadaşısın referansının yanına alternatifli düğün çiçeği kataloğuyla gelmişsin muameleleri…. Zor zor. Böyle durum vaziyet oldukça zor.

Oysa ne kadar hazırız hakkını vermeye, medeniyetin, her şeyin… Ama zor.